En soğuk gün: 28 Şubat!
Sabiha Doğan

En soğuk gün: 28 Şubat!

       

Eski kötü günlere bakıp ağıt yakmanın lüzumu yok elbette. Lakin yeni neslin yakın tarih konusunda bilgi sahibi olması, toplumsal hafızanın oluşması için başta 28 Şubat olmak üzere tüm karanlık geçişlerin gündemde tutulması elzem.

‘Türkiye’de artık darbeler dönemi kapanmıştır’ diye düşündüğümüz bir zamanda 28 Şubat’ı yaşadık. ‘Postmodern darbe girişimini de hallettik, bu ülke zinhar darbe görmez’ şeklinde konuştuğumuz vakitte de 15 Temmuz darbe girişimine uyandık.

15 Temmuz’da bir kez daha tecrübe ettik ki darbenin klasik olanını da modern, postmodern türünü tüketmemiz de ülkemiz üzerinde süfli emelleri olanları yeni darbe şekilleri denemekten vazgeçirecek değildir!

Darbeseverlerin, küresel efendilerine hizmet etme iştiyakları tükenmedikçe darbenin henüz keşfedilmemiş şekilleri milli iradenin, bağımsız ve güçlü Türkiye’nin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam edecektir!

Sadece bu sebepten dahi en başta orta öğretimlere “darbe tarihi ve olası darbe girişimleri” vs türevi ders konsa yeridir. Veya tüm okullarla gönderilen konuşmacılar, öğrencileri darbe hakkında bilgilendirse abes değildir!

Önerilerimiz hiç kimseye abartılı görünmesin. 15 Temmuz gibi açık bir darbe ve işgal girişiminin içeriğini kabul etmeyen bir güruh ve 28 Şubat gibi aşikâr darbeyi bilmeyen gençlerimiz varsa bu konuda hepimize ciddi sorumluluklar düşüyor demektir.

Özellikle gençlerin 28 Şubat’a dair ciddi malumat sahibi olmamaları, yetişkinlerde ise sadece dindar/muhafazakâr kesimin sorunu gibi algılanması ciddi bir problem!

Millet olarak ortak bir tarihsel hafıza oluşturamamışsak darbe gibi tüm toplumu etkileyen; siyasi, ekonomik dayatma ve çöküş girişimlerine karşı birlikte hareket edemiyorsa en büyük kabahati kendimizde aramamız gerekir.

Sadece 11 bin öğretmenin mesleğini bırakmak zorunda kaldığı, ekonomik kaybın 381 milyar dolara ulaştığı ifade edilen 28 Şubat darbesini yalnız dindarların sorunu gibi algılatan zihniyete karşı mücadele etmek zorunlu.

Başörtüsü yasağına karşı yapılan sivil eylemlerde tek bir kaldırım taşına zarar vermeyip tek bir camı çizmeyen gençlerin idamla yargılanmalarını “bizim derdimiz değil” diyerek karşılayan düşünceye mukavemet göstermek insanlık borcu!

Tek kabahati başörtüsü olan genç kızların tarumar edilen hayatlarına uzaktan bakmayı dahi gereksiz gören anlayışın ne etik ne de insani olmadığını göstermek hepimizin vazifesi…

Başta söylemiştim, tekrar zikredeyim.

Geçmişe bakıp ağıt yakmayı savunuyor değilim!

Birilerinin -mağdur pozlarıyla- eskinin cürümleri üzerinden mütemadiyen kazanmalarını da istemiyorum.

Yaşanmış ve yaşanması muhtemel operasyonlara karşı bilinç, bilhassa yakın tarihimiz üzerinden sağlam bir düşünce oluşturulması gerektiğini iddia ediyorum.

Kitaplar, filmler, diziler, konferanslar yoluyla bu günleri tarihe sağlam ve doğru şekilde kayda geçirmek, çocuklarımızın yeni hüviyete bürünmüş 28 Şubatlar, 15 Temmuzlar yaşamasını engellemek zorundayız!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500