Haydi, Diyarbakır’a gidelim!
Sabiha Doğan

Haydi, Diyarbakır’a gidelim!

       

Gazetemizin, “15 Temmuz” temalı panel dizisi en son Diyarbakır’da Misak-ı Milli’nin 98. Yıldönümünde gerçekleştirildi. Serdar Arseven, A. Zeki Gayberi, Bayram Zilan ve Ahmet Ay ekibine moderatörlük etmek de yine bize düştü; ne güzel. Gazetemiz muhabirlerinden 15 Temmuz gazisi Enes Babacan’ın darbe girişimi gecesine ilişkin tanıklığı da program bünyesinde yer aldı. Enes kardeşimin yaşadıklarını işitip o meşum geceye gitmemek mümkün değildi zaten!

Diyarbakır; Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin’den sonraki durağımızdı. Kim bilir daha nice noktalarda buluşacağız da biz şimdi Diyarbakır izlenimlerimizi paylaşalım…

Açıkçası, Diyarbakır üzerinde oluşturulan terör şehri algısından bu kadar etkilendiğimin farkında değildim. Panel yerimiz ve tarihi belli olduktan şehre gidene kadar bünyemi etkileyen tedirginliği inkâr edecek değilim!

Şehre varınca içimdeki son endişe kıvılcımının yok olup gittiğine tanıklık ettim. Sakin, huzur dolu görüntüsü ile zihnimizde oluşturulan algı yerle yeksan olmuştu.

Yapılan son düzenlemeler, restorasyonlar ile iç ve dış kullanıma, turizme açılan alanlar hafta sonundaki güzel havayı değerlendirmek isteyen vatandaşlarla doluydu.

Daha bir süre önce hendeklerle anılan bölge yeniden dizayn edilmiş, yeşil alana dönüştürülmüş, tarihi valilik binası kullanımla birlikte mekân halkın ziyaretine de açılmış. Akşam saatlerine kadar kadın-erkek insanların dışarıda olduklarını görmek gerçekten mutluluk vericiydi!

Şehirde kimi bürokrat, din adamı ve vatandaş ile yaptığımız sohbetler ile panel sonrası katılımcılardan gelen dönüşler yapmamız gereken çok şey olduğunu bizlere tekrar tekrar hatırlattı. Bölgede, on yıllardır sistematik şekilde dini ve milli duyguların zayıflatılma çabası olduğu malumumuz. Çok yakın zamana kadar bu zihniyetle birlikte etkin olan FETÖ’nün de üniversitede ciddi bir zihinsel harabiyet oluşturduğundan bahsedebilmek mümkün!

Dicle Üniversitesi’nde kadrolaşan yapının buradan mezun -ve şehrin yüzü görünen kimilerinin- üzerindeki etkisine dikkat çekilerek bunların şehir halkının temsiliyeti anlamına gelmeyeceği özellikle vurgulandı.

Sürdürülen bu propagandanın etkisine bağlı olarak dini ve milli aidiyet açısından bir boşluk oluşturulduğu konusunda görüş birliği var. Özellikle yeni nesil üzerinde bilinçli bir çalışmaya duyulan ihtiyaca ısrarla dikkat çekildi.

Sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere toplumda görünür olan herkese büyük sorumluluklar düştüğü defaatle vurgulandı. Eğitim alanında ciddi yatırımlar yapılması, kültürel-düşünsel etkinliklerin artırılması ortak beklentilerden başlıcaları…

“Bizlerin boş bıraktığı yerlere yabancılar, bizden olmayanlar giriyor!” dedi bir kanaat önderi ve sordu “Peki, bunlara karşılık bizler ne yapıyor, nelerle uğraşıyoruz?”

Şehrin vicdanı adına konuşan bu güzel insanların tespitleri baştan sona doğruydu elbette! On yıllardır ihmal edilen/ihmal ettiğimiz bu bölgede misyonerler, ateistler, terör propagandacıları cirit atarken bizler neler yapıyorduk sahi!

İç çekişmeler, rehavet, dünya nimetleri, makamlar-mevkilerle sınanmamız bizleri bu vebalden kurtaracak mı dersiniz?

Yok dostum!

Bu, vebali ötekilere atıp da içinden sıyrılacağımız bir durum değil! Her birimize düşen vazife farklı ve diğerinkinin yerini tutamaz!

Başta Diyarbakır olmak üzere tüm bölgeye yönelik bir fikri, düşünsel, inançsal, vicdansal hizmet atağına geçmek zorundayız. Kadın, çocuk ve gençlerin merkezde tutulduğu kısa, orta ve uzun vadeli çalışmalara ihtiyaç var. Elimizi hep birlikte taşın altına koyma zamanı geçmeye başlamış bile! Haydi, daha fazla geç olmadan bizim olan yerlere, güzel memleketimizin güzide insanlarına ulaşıp kalplerine dokunalım!

Twitter.com/sabihadogann

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500