Münir Özkul’u neden sevdik?
Sabiha Doğan

Münir Özkul’u neden sevdik?

Bu içerik 187 kez okundu.
   

Bizde usuldendir. Ne kadar önemli bir şahsiyet olursa olsun değer ve itibar öldükten sonra bahşedilir, vefa dediğimiz kavram ebediyete uğurlanınca sergilenir!

Bunun adı modern bir ölüsevicilik midir bilemem! Lakin eminliğimiz, yaşayanlara hak teslimi konusunda pek de mahir olmadığımızadır…

Rahmetli Münir Özkul için arada sırada çiziktirenler olsa da gelenek yine bozulmadı. Başta sosyal medya olmak üzere hayatını kaybeden sanatçı için hak teslimi süreci başladı.

Her ne kadar Özkul için “sanatçı” ifadesini kullanmış olsak da o, canlandırdığı karakterler üzerinden hepimiz için farklı anlamlar kazanmış bir tipolojiye dönüşmüştür.

Hakkında atılan mesajlarda ön plana çıkan karakter “müşfik baba” olarak dikkatimi çekse de benim için ilk çağrışımı nedense “idealist öğretmen” kimliği yapmıştır!

Bunda hangi psiko-sosyolojik sebeplerin etkisi bulunur kestiremedim. Hem idealist hem de müşfik bir babanın evladı olarak baba figüründeki idealist kısmı benim için daha mı iz bırakıcı olmuştur acaba?

Neyse… Kişisel psikolojik çıkarsamalarda bulunmaktan vazgeçeyim de sinemadaki karakteri üzerinden benimsenmiş bir sanatçıya dönelim!

Sinemanın toplum üzerindeki etkisi, insanlara ulaşma gücü, sürecin genişliği bu kez babalar ve oğullarını aynı karakterle tanışıp anlamlandırma sonucuna ulaştırmıştı. Eski kuşakla birlikte yeni nesil de bu öğretmen ve baba tiplemesi ile tanışmış, kültürel kuşak farklılığının pek de hissedilmediği bir model oluşturmuştu.

Baba/hoca karakterinin toplumsal etkisinin büyüklüğünde idealize edilen tipin ideolojik ve tarafgir olmaması; doğruluk, fedakârlık ve inanmışlık üzerine inşa edilmesi de önemli faktörlerdendir.

Kimsenin kendisini “öteki” hissetmediği bir örnek, her kesim için içselleştirilen bir benimsemeyi ortaya çıkardı. Dönemin siyasi çekişme ve yapısından etkilenmemiş, dejenere olmamış geleneksel değerler üzerinden kurgulanmış kimliklerin böylesine kabullenilmesi elbette bir tesadüf değil!

Paranın değil sevginin, gücün değil idealin değerli olduğuna dair yapılan gönderme toplum yapımızın dinamiklerine de bir vurgudur!

Bu filmlerde, günümüz yapımlarında karşılaştığımız para, şöhret, güç için her yolu mubah gören/gösteren anlayışa rastlanmaz. Şimdilerde sıkça rastladığımız hırslı, bencil baba/hoca figürü yerine de çocuklarını/öğrencilerini önceleyen fedakâr kişiler vardır.

Ülkemizdeki baba karakterinin ne hızla dönüştüğüne dair gözlem yapmak istesek sadece bu filmler bile kâfi derecede argüman verecektir.

“Geleneksel babanın ölüp piyasanın modern babalara kaldığı bir dünyada eskiye dair özlem duymak gerekir mi?” Diyen bir iç sesle muhatap oldum sanki!

Başkalarını bilemem ama -daha ziyade- bizim gerçek babalarımızı çağrıştıran bu karakterler hayatımızda var olduğu için kendini şanslı hissedenlerdenim! Belki de artık yaşlanma yolunda ilerlemeye başladığımız içindir bu hissiyat; kim bilir…

Twitter.com/sabihadogann

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500