Doğa Olmadan Canlı Olmaz
Seyfi Uzunkök

Doğa Olmadan Canlı Olmaz

       

12 – 18 Aralık Yerli Malı Haftası'dır...

*

İlkokul çağlarında hafızamda iyi bir anı olarak kalmıştı:

*

Kendi üretimimiz olan domatesleri, peyniri, zeytinleri masaların üzerine dizer, ortaklaşa yerdik... 

Domates getiren; başkasının peynirinden, peynir getiren; başkasının zeytininden yerdi... 

Böylece paylaşımcılığı da öğrenmiş olurduk... 

Domates kokusunu hissettirir...

Kurtlu elma kendisini yedirtirdi...

*

Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların etleri, bugünkü gibi "lastik" değildi...

*

Tavuk yumurtasının tavadaki o "cızzz" sesi, kokusuyla beraber yayılırdı.

*

Pekmez kokardı eskiden...

Ankara simidine "Ankara Simidi" adını veren, üzerindeki doğal pekmezi, içindeki doğal mayasıydı...

*

Bugün o malzemeler yok ama simidin adı var...

*

Neden kayboldu bu lezzetler?

Çünkü...

Toprak, toprak olma özelliğini yitirdi de ondan...

*

İlkokul öğretmenim, 

"çocuklar, kendi kendimizi 60 yıl besleyecek gücümüz var" demiş, ektiğimiz, biçtiğimiz ürünlerle aç kalmamızın mümkün olmadığını ifade etmişti.

*

Bugün, hükümet her ne kadar tarımı ve hayvancılığı desteklese de durumumuz içler acısı: 

 Yıllarca doğal gübre kullanmayarak toprağın kalitesini düşürdük, zehirledik... 

 Kimyasal ilaçlı ürünleri sofralarımızdan eksik etmedik.

*

 Doğal kaynaklarımız yok olmaya devam ediyor. 

 Naylon poşetler, pet şişeler çevre katliamının baş aktörleri... 

 Deniyor ki,

 "Bir poşetin yok olması için 1000 yıl gerekli... 

 Pet şişeler için ise 500 yıl"

 Trajikomik bir çevre katliamına trajikomik bir cevap, 

 "Şu kadar yıl sonra yok oluyor, bu kadar yıl sonra kayboluyor" 

 Sanki uçtu... 

 Ne kaybolması hemşehrim, zehrini toprağa akıtıyor... 

Her bakımdan çevreyi kirletmek için birbirimizle yarış ediyoruz...

Otobanların kenarları çevre teröristleri tarafından talan ediliyor;

Pet şişe, metal içecek kutuları, sigara paketleri...

Ne ararsanız var...

*

Çevre teröristleri karaya pislik atmakla yetmiyorlar:

Denize; lastik, masa, sandalye atacak kadar da hainler...

*

Toprağı, denizi zehirliyoruz:

 Anız yakarak, börtü böcekleri yakıyor...

 Kimyasallarla; koyunu, ineği, eşeği, mandayı yok ediyoruz.

*

 Farkında değiliz... 

 Farkında değiliz, süt veren bir ineğin otu yerken naylon poşeti de yediğinden... 

 Farkında değiliz, tavuğun çiftliklerde almadıkları kadar dışarıdan kimyasal aldıklarından... 

 * 

 İnsanoğlu, 

"abi iki dakika hava alıp geleceğim"  deyip, egzoz gazı çekmek üzere balkona çıktığı yılları yaşıyoruz.

*

Doğayı sahiplensek sorun kendiliğinden halledilecek...

Ama nerede!

*

Ozon tabakasının delinmesinden; dolayısıyla mevsim değişikliklerinden dolayı, açlıktan ölen kutup ayıları ortadayken...

*

Silivri'nin verimli arazilerine binalar dikilirken...

*

Sahip çıkmak bize çok uzak.

*

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba,

2018 yılını Buzağı Yılı ilan etti...

Kirlenmiş topraktan, havadan yaşamını sürdüren hayvanları nasıl korumayı düşünüyoruz?

İlaçlarla mı?

*

Görmüyoruz hayvanların ot yerken yanında poşet yediklerini...

*

Bir ülkede mevcut kentler;

Hem sanayide gelişelim hem de tarımda derse, hem tarımı hem de sanayiyi kaybetmiş oluruz.

*

Yanlış politikalarla;

Tarım arazilerini imara açar, çorak toprağı boş bırakırsanız...

"Aptalın önde gidenisiniz" demektir.

*

Verimsiz yüzbinlerce dönüm arazi varken...

Buralara bina yapmadık...

Herkes kendi bölgem gelişsin mantığıyla,

İlleri için fabrika istedi.

*

Soğanın yanına döküm, kirazın yanına dikim, domatesin yanına çimento fabrikası kurduk...

*

Kimse "dur!" Demedi...

*

Akan yağmur suları asfaltın üstünde kaybolurken...

Rögarın içinden tertemiz suların akıp gittiğini görmedik.

*

Bir TV programında,

Prof. Dr. Ahmet Çolak şunu demişti,

" rögara ulaşan, yağmur suları israftır" 

Şaşırmıştım,

"Nasıl olur, var mı suların başka kullanım şekli?"

"Evet, var" dedi,

"Yeraltı havuzları yapılabilir"

*

Gerçi,

Park Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanı'nın pompalı tüfekle ağaçlara ateş açtığını düşünürsek:

*

Ağaca ateş eden kafayla; ne tarımı, ne ormanı ve ne de hayvancılığı kurutabiliriz.

*

Ya doğayla, doğallıkla yaşamanın formülünü bulacağız...

Ya da geleceğin hastaları için, dev hastaneler yapmaya, ilaçlar ithal etmeye devam edeceğiz.

*

Sağlıcakla kalın.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500