Dertleşme
Nuray Alper

Dertleşme

       

Emek kelimesi, insan suretine bürünüp rüyamıza girseydi bize ne söylerdi? İhmâle uğrayan kırgın simâsıyla mı dururdu karşımızda, umutla rabıtasını kesmemiş tavsiye bilinciyle mi? Bir sır… Ben kelimeleri zaman zaman kişiselleştirir ve mizaçlarına uygun bir surete yerleştiririm. Sonra da rüyalarıma beklerim onları. Hemen hemen hiç gelmezler fakat özlenen birer misafir olarak aklımın ve kalbimin az ötesinde mütemadiyen beklerler.

Yaşamın içerisine iliştirilen nizamsız, kasvetli ve çarpık mimariler; doku ve ruhumuzu zedeledi. Onlar sadece şehirlerimizin göz zevkini bozan devasa detaylar olarak kalmadılar, maddi zeminde yükselen hırslarımızı tetikleyen bir unsur olarak da aldılar hayatlarımızdaki yerlerini… Gönüllerimizin içerisindeki çarpık yükselişlerle doğru orantılı her biri…

Yüz değil, daha elli sene öncesinin musikisiyle bile günümüz müziğinin içeriğini, ritmini, ruhta uyandırdığı duygunun incelik seviyesini kıyaslamaya kalkarsak yine –zamanın böyle gerektirdiğini düşünen- birileri, mazinin demir parmaklıklarına hapsettiğimizi söyler bedenimizi fakat biraz dikkat edince takdir ederler aradaki çizginin derinliğini. Resimde keza, mimaride, edebiyatta, kültür ve sanatın her alanında…

Nesilden nesle, insandan insana fark ettirmeden yayılan o kalite farkı, bizim sanatımızda ve sanatçımızda da sergiliyor içeriğini…  Ruhumuzun üzerinde de… Kolay yoldan kazanmak, çalışmadan yükselmek, hileyi mübâh görmek, saygı duyup değer verdiğimiz işin eğitim kısmı üzerinde durmamak her gün biraz daha talan ediyor benliğimizi…

Bu hakikat, insanlar arasında çirkin bir savaşa ve o savaşın sebep olduğu buhrana neden oluyor. Günümüze nazar edince, emek kelimesi tüm ağırlığıyla burada devreye giriyor. İlim ve tecrübenin manevra kabiliyetinden üstün tutulduğu o lirik zamanlardan, kabiliyetin zorlandığı, sınırlarını zorladığı ama kısır bir çember içerisinde tek başına sıkışıp kaldığı zamanlara geldik.

Kapitalist sistemin dikte ettiği kolaycılık, emek ve fedakârlık kelimesini hayatlarımızdan silmeye başlayınca, gerçek anlamda çalışıp yorulmanın güzelliğini de unutmuş olduk. Alelade serpiştirilen kelimelerle şiir, şarkı, öykü yazmaya kalkınca da çok değerli bir kardeşimin ifade ettiği gibi “sayısallık arttı, kalite azaldı.” Elinden tuttuğumuz, gölgesine sığındığımız bir şanlı tarih kaldı. Emek azaldıkça beklentilerimiz arttı. Öyle ki, çocuklarımız ve gençlerimiz de ucuz beklentilerin birer kurbanı hâline geldi.

Vaktimizden, konforumuzdan, tercih ve önceliklerimizden feda etmeden, emek vermeden, sabır ve azim göstermeden onlardan hassas, kitapsever, okuyan ve çalışan, ibadet şuuruyla donanımlı bireyler olmasını bekledik. İnandığımız değerleri hayatlarımıza yansıtma noktasında başarı sergileyemediğimiz ve eylem-söylem tezadına düştüğümüz için de onlar üzerinde etkili olamadık… İşin tuhaf kısmı suçu, kendimizden başka herkesin ve her şeyin üzerine attık.

“Fedakârlık” ağır bir kelimedir ve göründüğünün aksine güzel, renkli ve zengin bir içeriğe sahiptir. İnsan feda ettikçe sahip olur, paylaştıkça çoğalır insan, yoruldukça dinlenir. Başarmanın ve terakkinin güzelliğine çaba gösterdikçe erişebilir. Sık düşündüğüm ve çevremdekilere sorduğum bir sorudur; Tam anlamıyla çalışmadığımız, dolayısıyla vâkıf olamadığımız bir dersin getirdiği yüksek not, bizi gerçekten mutlu eder mi?  Etse bile bu mutluluk, uzun ömürlü ve dingin bir huzura döner mi? Yorularak elde edilen bir başarının, gayret gösterilerek ortaya konulan bir güzelliğin ruhumuza bahşettiği mutluluğa hangi alelade iş erişebilir?

Bir muhabbet meclisinde, sözünü sözümden üstün tuttuğum güzel insan demişti ki; “Zaman zaman herkesten, her şeyden uzaklaşmak, dünyadan elimi eteğimi çekmek ve seccademle baş başa olup cenneti kazanmak iştiyakı gelip beni buluyor. Sonra diyorum ki,  dünyada bulunmanın bedeli bu kadar kolay mı? İyi bir Müslüman olma yolundaysan öyle ucuza kaçamazsın.

İlim derleyen, lisan bilen, üreten, yorulan ve kendini geliştiren bir fert olmak zorundasın. Öğrendiklerinle çevrene fayda sağlamak da senin ilime ve insanlığa karşı borcun… Yorulmadan, çalışmadan, eskiyip eksilmeden cennetin yolunu bulamazsın.”

Selam ile.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500