Güncel din ne demek?
Sabiha Doğan

Güncel din ne demek?

       

Şahsımızı takip edenler bilir. Birkaç kez yazılarımızda daha fazla sayıda da sosyal medyada, din adamı ile toplum arasında fark edilmeyen bir kopukluk olduğundan bahsetmişizdir.

Gerçi “din adamı” tanımının bizim inancımızdaki yerine ilişkin bir tartışma mevzuumuz da bulunur ya, neyse…

Meseleye dair ana mesajımızı vermek için daha evvel konuya dair konuştuklarımızın üzerinden geçmek kâfi aslında.

Din adamı-toplum arasındaki kopukluğa, din adamlarının -asosyal- sadece kendi yapıları içerisindeki -mahfuz- bir alanda yaşamalarının oluşturduğu sonuca sıklıkla dikkat çekiyoruz.

Tabiri caizse kitaplar dünyasında ve kendi korunaklı camialarının içinde sürdürülen yaşamın sosyal hayattan nasıl bir kopukluğa yol açtığına sıklıkla değiniyoruz.

Hatta bu iddiamızı sadece din adamları ile sınırlamayıp klasik akademisyenler üzerinden de götürdüğümüz vakidir!

Sadece kitaplar dünyasında yaşayan, tüm hayatları üniversite-amfi, konferans, panel, sempozyum salonlarında geçen asosyal, akademik dünyadan başkalarına kapalı hayatlar yaşayan tipler…

Kitaplar üzerinden oluşturulmuş imajinatif ve kurgusal bir dünyada idealize edilen örnekler, kavramlar ve teoriler arasında bir hayat sürdüren akademisyenlerde zuhur eden ayrı ve kopuk bir âlemde yaşama sorunsalı mevcut.

Esasında bu kopukluk, kendi meslek grubu dışına çıkmayan, dar bir çevre içerisinde yaşayan yeterince sosyalleşmemiş ve tek boyuttan okuma yapan herkes için olası bir tehdit!

Mesleki, cemaatsel yapının dışına çıkmayıp sınırlı bir çerçevede yaşayan herkes için sosyal hayatın gerçeklerinden kopabilme ihtimali bulunur.

Seyahat etmeyen, film izlemeyen, kitap okumayan, toplumu gözlemlemeyen, varoşlarda dolaşmayan, sosyolojik değişiklikler üzerine kafa yormayan herkes için reel bir okuma yapamama olasılığı yüksek.

Yani, sözü uzatarak ne demek istiyoruz?

İnsanların eğitimleri, meslekleri ne olursa olsun sosyolojik okumalar yapamayan, kendi ait olduğu camianın dışına nazar edemeyen, insan ve topluma dair merak duygusunu diri tutamayan her kişinin, sosyal realiteden kopması mümkün!

Durum böyleyse eğer, en başta toplum adına söz konuşanların, din adına kelam edenlerin, insanlık adına kalem devirenlerin insan-toplum üzerinde güncel bilgi ve tecrübeye sahip olmaları elzem değil midir?

Bilgisini güncelleyemeyen her meslek erbabı her camia müntesibi bir noktadan sonra halk ve toplumla arasında oluşan kopukluğu görmez, daha doğrusu göremez!

Buna din adamları da dâhildir, cemaat-kanaat önderleri de, siyasetçiler akademisyenler de…

Halkın içine girmeyen, doğru okuma yapamayan herkes farkında olmadıkları bir yanılgıya düşebilir.

Özellikle din adamları, siyasetçiler, akademisyenler yalnız olarak -gerekirse kamuflajlı- halkın arasına karışsınlar, farklı ortamlara girerlerse güncele ve insana dair sağlam kanaatlere varacaklardır.

Sırça köşklerde yazılan eserler topluma nefes olmayacağı gibi sadece minberlerde yaşayanlar da topluma ilişkin sağlıklı çıkarsamalar yapamazlar vesselam…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500